|
Seyretmeye doyamayacaksınız
Alin TAŞÇIYAN
30.09.2006 - Milliyet
"Beş Vakit"te sese ve görüntüye dair bütün yapım işlemleri kusursuz yerine getirilmiş. Karşımıza teknik kalitesi çok yüksek ve içeriğiyle tamamen örtüşen bir film çıkıyor öncelikle
"Beş Vakit"
Reha Erdem'in "Beş Vakit"ini İstanbul Film Festivali'nde izledim, beğendim. Bu yazıyı yazmak için basın gösteriminde yine izledim, daha çok beğendim. Üstelik içimde üçüncü kez izleme isteği uyandı!
Sade, dingin köy hayatında zaman algısı, büyüme sancıları ve baba-çocuk ilişkisi üzerine gözlem ve meditasyonu, teknik yönden de mükemmel bir yetkinlikle beyazperdeye taşıyor Reha Erdem. "Beş Vakit" öylesine evrensel düzeyde iyi bir film ki "Dönüş" ya da "Koktebel" misali bir Rus filmi, Huszsarik hayranı bir Macar yönetmenin yapıtı ya da İran sinemasına farklı bir soluk getiren bir çalışmanın sonucu olabilirdi.
Türk sinemasında son 10 yıldır bizi bile şaşırtan ve daha da şaşırtmaya devam edecek olağanüstü bir başarının yeni basamağı "Beş Vakit". Sese ve görüntüye dair bütün yapım işlemleri kusursuz yerine getirilmiş. Karşımıza teknik kalitesi çok yüksek ve içeriğiyle tamamen örtüşen bir film çıkıyor öncelikle.
Filmi ezana göre gece, akşam, öğleden sonra, öğle ve sabah başlıklı bölümlere ayıran Erdem bu duruma dini bir anlam yüklemiyor. Ama mistik bir hava katıyor. Doğayla uyum içinde yaşayan köylüler için ezan güneşin konumuna günün saatini vurguluyor. Zamanlarını ona göre ayarlıyorlar. Adına rağmen tek meselesi zaman değil filmin. "Beş Vakit" babalarına kinlenen ama onların sözünden çıkamayan oğulların öyküsü, aynı zamanda.
Müzikle örtüşen güzellik
Reha Erdem filmde yapıtlarını kullandığı çağdaş besteci Arvö Part'ın göksel bir nitelik taşıyan müziğini resimlemiş sanki. Kamera hareketleri, çerçeveleri öylesine şiirsel. Çanakkale'nin Ayvacık ilçesine bağlı Kozlu köyünün kurulduğu denize bakan tepelerde uğuldayan rüzgar... Sarı ve kırmızının yavaş yavaş yeşili bastırmaya başladığı sonbahar... Bulutların arasından sıyrılan dolunay... Çam iğnelerinin altında, fundalıkların içinde, ağaç kovuğunda huzur bulup uyurken Hamlet'in "Ölmek, uyumak" diye başlayan tiradını anımsatan çocuklar... Çocukların boğazında tıkanan hıçkırıklar... O tıkanmaya neden olan otorite simgesi babalarının gözlerinden akan yaşlar...
Ömer, Yakup ve Yıldız adlı üç çocuk ve aileleri etrafında geçen bir öykü anlatıyor "Beş Vakit". Okula giden, ders çalışan, dağ bayır dolaşan çocuklar için alabildiğine özgür ve basit bir şey olan hayat ve zaman kavramları yavaş yavaş omuzlarına yüklenen sorumluluklarla, cinselliğin keşfiyle karmaşıklaşmaya başlıyor.
Ömer onu zaman zaman cezalandırdığı için köyün imamı olan babasını öldürme planları yapıyor. Okulun güzel ve sevecen öğretmenine aşık olan Yakup, dedesi tarafından sürekli gururu kırılan babasına diş biliyor. Babasına düşkün olan Yıldız ise annesinin ev işlerine yardım ve henüz bebek olan kardeşine bakma talebini karşılamak için çabalıyor.
Sükunet ile şiddet iç içe
Eğitimin dayakla özdeş tutulduğu, hiçbir karakterin kötü olmadığı ama hepsinin bir tokat, bir azar, bir sopayla yaralı olduğu bir dünya kuruyor Erdem. Sükunet ile şiddet iç içe. Filmin başlarında köyün nenesi "Erkekler böyledir. Oğlancıkken iyi olurlar. Buba olunca bubalarına çekiverirler. Hepisinin içine tüküreyim" diyor. Köyün kimsesiz çobanını bir ağaçtan beş tane fıstık kopardı diye sopayla döven adam "Bubalık ettim" diye savunuyor kendini.
İzleyeni ağlatmasa, yer yer mizah kullansa da "Beş Vakit" hazin bir film. Finalde baba-oğul ilişkilerinde çözülen duyguların yoğunluğu yürek buruyor. Anlatmakla bitmeyen inceliklerle, iyi işlenmiş ayrıntılarla dolu yolculuğun sonunda yine başa dönmek için tarifsiz bir istek duyuyorsunuz.
"Beş Vakit"
Yönetmen / Senaryo: Reha Erdem
Oynayanlar: Özkan Özen (Ömer), Ali Bey Kayalı (Yakup), Elit İşcan (Yıldız), Bülent Emin Yarar (İmam), Taner Birsel (Zekeriya), Yiğit Özşener (Yusuf), Selma Ergeç (Öğretmen)
Görüntü: Florent Herry
|