|
Türk Sineması Kendi Evinde Aslan
Thomas Sotinel
21.06.2006 - Le Monde
Dünya sinema ekonomisinde Türkiye'nin istisnai bir konumu vardır: Yılda en fazla 25 film yapılır (bu sayı Fransa'da bir yıl içinde çekilen film sayısının onda biridir) ancak yerli prodüksiyon ülke içinde aslan payını kendine ayırır; Hemen hemen her yerde vizyonda Amerikan sinemasının hakimiyeti vardır. 2005 yılında pazarın %50'sine ulaşan Türk sineması 2006'da aşırı milliyetçi bir yapım olan Irak, Kurtlar Vadisi (3 Mart, Le Monde) ile birlikte %60'a kadar bir pay kapmayı başardı.
Yıl içinde üretilen yapımların yaklaşık üçte birini, 15 Nisan'da son bulan İstanbul Film Festivali'nin ulusal yarışma bölümünde görmek mümkündü. Bölümde hem vizyon görmüş hem de henüz gösterime çıkmamış filmler vardı. Yarışan filmlerden biri de 1 milyon 685 bin izleyiciyi sinema salonlarına çekerek 2005 yılında büyük başarı sağlayan, yönetmenliğini Çağan Irmak'ın yaptığı Babam ve Oğlum 'du. 1 milyon avro gibi mütevazı bir bütçeyle çekilen bu melodram 1986 yılında geçer. Beş yıl boyunca işkence gördüğü askeri hapishaneden çıkan aşırı sol görüşlü militan gazeteci, oğlunu emanet etmek üzere çiftçilik yapan babasının yanına gider. Filmin seyirciyi göz yaşlarına boğma isteğine, yakın Türk tarihinin travmalarına yapılan referanslar eşlik eder.
Ağlatırken güldüren bir diğer film de Dondurmam Gaymak . Motorunu çaldıran bir dondurmacının anlatıldığı film, De Sica'nın Bisiklet Hırsızları 'na bir saygı duruşu niteliğinde. Filmde eskiden hapis yatmış bir solcu, köyün gençlerini doğru yola çekmeye çalışan bir imam ve Avrupa Birliği'ne girmekten en az küreselleşme kadar şüphe duyan bir kahramanla karşılaşıyoruz. Son olarak da 18 yaş altı izleyiciye yasaklanan Beyza'nın Kadınları adlı korku filmi var. Kişilik bölünmesi yaşayan kadın kahraman, küçük çaplı sinir krizlerinin etkisiyle kimi zaman hayat kadınlarının tarzında elbiseler giyip dolaşmakta kimi zamanda türbana bürünmektedir.
Çoğu ilgi çekici yapımlar olan Türk filmlerinin arasından kimisi teknik kusurlar yüzünden zaman zaman can sıkıcı olsa da, içlerinden bir film öne çıkıyor: Reha Erdem'in ödüllü filmi Beş Vakit. Ritmini günde beş kez okunan ezan üstüne kuran, Ege kıyısındaki bir köyde yaşayan çocukların öyküsünün anlatıldığı bu film, hem lirik hem de kişiyi derin düşüncelere daldırmasını biliyor.
Beş Vakit, Türkiye dışına dağıtımı yapılacak birkaç yarışma filminden birisi. Aynı durum Kutluğ Ataman'ın dijital kamerayla çektiği, İstanbul'da yaşayan iki ergenin birlikte geçirdikleri serseri zamanları anlattığı filmi İki Genç Kız için de geçerli. Filmin genç yapımcısı Gülen Güler (ilk uzun metrajlı yapımı), İki Genç Kız'ın prodüksiyonu için toplam 400.000 avro harcamış. “ Filme başladığımızda cebimde 30.000 avro vardı. Bu meblağ, ancak malzeme parasını karşılıyor, ekibin parasına yetmiyordu ,” diye anlatıyor. Bir televizyon kanalından aldıkları parayla bütçeyi denkleştirmişler. Ve yerli yapımların uluslararası pazarda satışı üstüne uzmanlaşmış bir şirket olmadığından filmi için Almanya ve Amerika'da distribütör arayışına girmiş.
Türk yapımcılar, bu türden iki yakayı bir araya getirme egzersizlerine alışkın. Kültür Bakanlığı kimi projelere maddi destek vermeye başladıysa da henüz oturmuş bir prosedür yok. Dağıtımcılar ortaya para koymadığından, yapımcılar şu an için bir tek televizyon kanallarına güvenebiliyor. Yine de 1980'deki askeri darbenin yaralarını yeni yeni saran ülkede işler her geçen gün iyiye gidiyor. 2005 yılında 440 Türk sineması (kabaca 1000 salon) 25 milyon izleyiciyi salonlara çekti.
Yeni yapımcıların katıldığı bir toplantıda, uluslararası yapımlar konusu üstünde duruldu. Festival, Avrupalı profesyonellerle Türkleri buluşturan bir seminer de düzenledi. Bir diğer yapımcı Ceyda Tufan ise Michael Haneke'nin Avusturyalı yapımcısı Michael Katz ve Losange Filmleri ile birlikte ortak bir yapıma başladı bile.
|